"Nobel odullu yazar Orhan Pamuk bir kitabinda soyle bir cumle yazmis:
'Imam ikindi namazi saatinde, caminin balkonuna cikarak, ikindi ezanini okudu.
' Profesor Ilber Ortayli bu tek cumleyi şöyle analiz ediyor: '
Bir kere namazin saati olmaz, vakti olur. Saat ayri, vakit ayri bir kavramdir.''Camilerde balkon yoktur, minarenin serefesi vardir.!'Ezani da imam okumaz, muezzin okur, o da serefeye cikmaz, iceriden okur'
Bu ornekle de sabittir ki kisiler kendi icinden ciktiklari toplumu bilmeden bir seyler yapmaya calistiklarinda,dogru seyler yapmazlar, yapamazlar."
Monday, December 04, 2006
Wednesday, November 22, 2006
Merhaba
Kızgın kumlarda uzun uzun yattıktan sonra bedeni denizin serinliğine bırakmak... Sabahları kızarmış ekmek kokusuyla uyanmak... Bir doktor muayenehanesinin kapısından şüpheleri dağıtmış olarak sevinçle çıkmak... Yaz sıcağında,bir öğle uykusunun mahmurluğunu buz gibi birdilim karpuzla atmak...Bir bahçenin önünden geçerken duyduğunuz hanımeli kokusu... Sabah uyanıp o gün tatil olduğunu hatırlamak..."Artık bitti"derken sizi arayıvermesi... Yaşlı ana babanızın hâlâ çaldığınız kapının arkasında ya da hattın öbür ucunda olması.
NE GÜZELDİR...
Fırından yeni çıkmış ekmeğin köşesi...
Bir köşede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları...Evinizden,pişmekte olan etli biber dolmasi kokusunun yayılması... Soğuktan titrerken elinize tutuşturulan bir bardak çay... Meteliksiz bir gününüzde çoktandır giymediğiniz ceketinizin cebinden para çıkması... Uzun, sıcak bir çınaraltı. Sabahtan beri ayağınızı vuran ayakkabıları çıkardığınız an... Sudan bir sebeple küstüğünüz arkadaşınızla barışmanız...
NE GÜZELDİR...
Dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi... Ağrının dinmesi... Yıllar sonra bir gün bir yerde, çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak... \nYağmurdan sonra, açan günes... Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek... Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak... Tuttuğunuz takımın ezeli rakibini yenmesi...
NE GÜZELDİR...
Yıkanmış,ütülenmiş, mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak...
Bir köşede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları...Evinizden,pişmekte olan etli biber dolmasi kokusunun yayılması... Soğuktan titrerken elinize tutuşturulan bir bardak çay... Meteliksiz bir gününüzde çoktandır giymediğiniz ceketinizin cebinden para çıkması... Uzun, sıcak bir çınaraltı. Sabahtan beri ayağınızı vuran ayakkabıları çıkardığınız an... Sudan bir sebeple küstüğünüz arkadaşınızla barışmanız...
NE GÜZELDİR...
Dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi... Ağrının dinmesi... Yıllar sonra bir gün bir yerde, çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak... Yağmurdan sonra, açan günes... Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek... Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak... Tuttuğunuz takımın ezeli rakibini yenmesi...
NE GÜZELDİR...
Yıkanmış,ütülenmiş, mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak...
Bir sandalın kenarına oturarak bacakları denize sallandırmak... En sevdiğiniz yemeğin ilk lokmasını ağzınıza aldığınız an... En önemlisi,nefes almak, konuşmak, duymak, yürümek, görmek,anlamak...
NE GÜZELDİR...
VE NE GÜZELDİR;ARKADAŞLARINIZDAN, SEVDİKLERİNİZDEN SEVGİLİNİZDEN,ALACAĞINIZ SICACIK BİR MERHABA,
NE GÜZELDİR...
Fırından yeni çıkmış ekmeğin köşesi...
Bir köşede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları...Evinizden,pişmekte olan etli biber dolmasi kokusunun yayılması... Soğuktan titrerken elinize tutuşturulan bir bardak çay... Meteliksiz bir gününüzde çoktandır giymediğiniz ceketinizin cebinden para çıkması... Uzun, sıcak bir çınaraltı. Sabahtan beri ayağınızı vuran ayakkabıları çıkardığınız an... Sudan bir sebeple küstüğünüz arkadaşınızla barışmanız...
NE GÜZELDİR...
Dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi... Ağrının dinmesi... Yıllar sonra bir gün bir yerde, çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak... \nYağmurdan sonra, açan günes... Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek... Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak... Tuttuğunuz takımın ezeli rakibini yenmesi...
NE GÜZELDİR...
Yıkanmış,ütülenmiş, mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak...
Bir köşede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları...Evinizden,pişmekte olan etli biber dolmasi kokusunun yayılması... Soğuktan titrerken elinize tutuşturulan bir bardak çay... Meteliksiz bir gününüzde çoktandır giymediğiniz ceketinizin cebinden para çıkması... Uzun, sıcak bir çınaraltı. Sabahtan beri ayağınızı vuran ayakkabıları çıkardığınız an... Sudan bir sebeple küstüğünüz arkadaşınızla barışmanız...
NE GÜZELDİR...
Dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi... Ağrının dinmesi... Yıllar sonra bir gün bir yerde, çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak... Yağmurdan sonra, açan günes... Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek... Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak... Tuttuğunuz takımın ezeli rakibini yenmesi...
NE GÜZELDİR...
Yıkanmış,ütülenmiş, mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak...
Bir sandalın kenarına oturarak bacakları denize sallandırmak... En sevdiğiniz yemeğin ilk lokmasını ağzınıza aldığınız an... En önemlisi,nefes almak, konuşmak, duymak, yürümek, görmek,anlamak...
NE GÜZELDİR...
VE NE GÜZELDİR;ARKADAŞLARINIZDAN, SEVDİKLERİNİZDEN SEVGİLİNİZDEN,ALACAĞINIZ SICACIK BİR MERHABA,
Sunday, September 10, 2006
Turkiyemde Neler Oluyor?
Merhaba yeniden, uzun bir aradan sonra.
5 ay oldu ulkeme geri doneli. Icimde bir cosku var bu sebeple.
Yere goge sigmaz durumdayim. Ayaklarimin altindaki toprak benim
topragim diyerek daha bir rahat yuruyorum sanki sokaklarda.
Ama ulkemde bir suru oyunlar donuyor. Erol Manisali'nin bir yazisi bunu
cok iyi dile getirmis. Sizlerle paylasmak istedim.
TÜRKİYE'DE KÖTÜ ŞEYLER OLUYOR
Türkiye köşeye sıkıştırılıyor. Bir taraftan Güneydoğu'da iç savaş hazırlıkları tezgâhlanıyor. Öte yandan AB ile görüşmeler süresi içinde Türkiye'nin eli kolu bağlanıyor. İktisadi, siyasi ve idari yönetimi AB kurumlarına devrediliyor. Bu arada siyasi ödünler dilim dilim veriliyor. Kendi piyasasına, sanayisine, tarımına, dış ticaretine, bankacılığına egemen olamayan; yönetimini dış odaklara bırakmış bir Türkiye manzarası yavaş yavaş karşımıza çıkarılıyor. - İşin en acı yanı da bütün bunların herkesin gözleri önünde meydana gelmesi. Gazeteler her şeyi yazmasa, televizyonlar her şeyi söylemese de, arta kalan küçük aralıktan bile her şey görülebiliyor. - Sorunun temelini, ulusal çıkarların Meclis, hükümet ve diğer kurumlarca ''korunamaması'' meydana getiriyor. Türkiye'de demokrasi gerçek anlamı ile çalışmıyor, çalıştırılmıyor. Bir yandan tarikatların ve siyasallaştırılmış İslamın hâkim olduğu bir düzene kayılıyor; öte yandan ABD ve AB'nin bölgenin haritasını değiştirme girişimleri göz göre göre yürütülüyor. - Bu yaşamsal sorunlar TBMM'de tartışılmıyor, geçiştiriliyor, üstü örtülüyor. Çünkü onun dokusu buna izin vermiyor. - Güneydoğu'da olanların gerisinde ABD ve ona yaslanan bölgesel güçler var. Hükümet bunu görüyor ama ses çıkarmıyor. Çünkü ABD'nin desteği kendisi için önemli. Önce bataklığı kurutmak gerek. Lozan'ı ortadan kaldırmak isteyen iç ve dış çevreler işbirliği yapıyorsa Türkiye parça parça ayrılır. Meclis'teki 550 insan bunu göremiyor mu? Parça parça pazarlama... -Türkiye'nin altı içerden ve dışardan oyulurken ''ekonominin notunu yükseltiyorlar'' tartışması yapılıyor. Türkiye dağıtılırken notu yükseltiliyormuş!.. Galiba parça parça pazarlanınca satış işi kolaylaşıyor. Öyle ya.. ''Annan Planı'na evet oyları ile'' Kıbrıs satılırken İstanbul Borsası tavan yapmadı mı? Perakende satışların toplam değeri, toptan fiyatlarla satışın daima üzerindedir. Türkiye'yi pazarlayanlar bu kuralı iyi uyguluyorlar:
Ülkeyi parça parça pazarlıyorlar. Mallara boykot yapalım...
Geçenlerde Trabzon'da konferans verdim. Tıklım tıklım salondan haykıran insanlar
'Ne yapalım hocam diye yakınıyorlardı. Herkesin yapacağı bir şeyler vardır. Önerim şu oldu: Trabzon'da kaç sivil toplum örgütü var? 35, 40 kadar mı? Aklı başında olan 20\'si otursunlar, ortak bir protokol imzalasınlar.
Biz aşağıda imzaları bulunan örgütler şu kararı aldık: Bundan böyle hangi ülke Ermeni soykırım kararı çıkartırsa, tüm yurtta o ülkenin mallarını boykot edeceğiz. Yayın bütün bunları Türkiye'ye, ilan edin gazetelerde. Bizim toprağımızı almak isteyenleri biz de biraz ısıralım, incitelim, canlarını yakalım. Onların bize yapmak istedikleri zararın yüzde birini biz onlara yapalım. Göreceksiniz, hemen sus pus olacaklardır. Sömürgecilerin anladığı dil budur. Aldıkları eski kararları bile değiştirmeye başlarlar. Aklı başında tüm sivil toplum örgütlerine buradan sesleniyorum: Hodri meydan.. diyelim, başka yolu yok... Meclis'tekilere de örnek olur, öncülük yaparsınız. Türkiye parçalanıyorsa, belki parçalanmayı durdurmak için toplu halde istifayı bile düşünmeye başlarlar. Öyle ya; eğer ülke parçalanıyorsa, orada oturup sonuç getirmeyen muhalefet çabalarının anlamsızlığını görürler. Eğer bunu yapamıyorlarsa, ülkenin kötü gidişinden onların da şikâyet etmedikleri anlaşılır. Ama siz bir öncülük yapın bakalım, önce bir yumruğunuzu gösterin!..
Ve küçük bir not: 17 Kasım günü Samsun'da Putin in ağzından çıkan şu sözler karşısında irkildim: 19 Mayıs 1919'da Atatürk 'ün önderlik ettiği bağımsızlık ve kurtuluş hareketi bu kentte başlamıştı. O yıllarda da Türkiye ile yakın işbirliği içindeydik ... Tabii ki sömürgecilere karşı... Ben bu sözleri öncelikle Türkiye Cumhuriyeti' nin başbakanından duymak isterdim... Ertesi günü 7-8 gazeteye göz attım; bu sözlere sadece Cumhuriyet'te, ve Yeni Çağ'da rastlayabildim, ne yazık, ne acı...
Bu olay bile Türkiye'nin nereye sürüklenmekte olduğunun, tek başına göstergesidir... Ve halkın neden Şu Çılgın Türkler kitabına dört elle sarıldığının da yanıtını alıyoruz. Karartmaya karşı bir başkaldırı bu... Başka nasıl açıklanabilir?..
Erol MANİSALI:
5 ay oldu ulkeme geri doneli. Icimde bir cosku var bu sebeple.
Yere goge sigmaz durumdayim. Ayaklarimin altindaki toprak benim
topragim diyerek daha bir rahat yuruyorum sanki sokaklarda.
Ama ulkemde bir suru oyunlar donuyor. Erol Manisali'nin bir yazisi bunu
cok iyi dile getirmis. Sizlerle paylasmak istedim.
TÜRKİYE'DE KÖTÜ ŞEYLER OLUYOR
Türkiye köşeye sıkıştırılıyor. Bir taraftan Güneydoğu'da iç savaş hazırlıkları tezgâhlanıyor. Öte yandan AB ile görüşmeler süresi içinde Türkiye'nin eli kolu bağlanıyor. İktisadi, siyasi ve idari yönetimi AB kurumlarına devrediliyor. Bu arada siyasi ödünler dilim dilim veriliyor. Kendi piyasasına, sanayisine, tarımına, dış ticaretine, bankacılığına egemen olamayan; yönetimini dış odaklara bırakmış bir Türkiye manzarası yavaş yavaş karşımıza çıkarılıyor. - İşin en acı yanı da bütün bunların herkesin gözleri önünde meydana gelmesi. Gazeteler her şeyi yazmasa, televizyonlar her şeyi söylemese de, arta kalan küçük aralıktan bile her şey görülebiliyor. - Sorunun temelini, ulusal çıkarların Meclis, hükümet ve diğer kurumlarca ''korunamaması'' meydana getiriyor. Türkiye'de demokrasi gerçek anlamı ile çalışmıyor, çalıştırılmıyor. Bir yandan tarikatların ve siyasallaştırılmış İslamın hâkim olduğu bir düzene kayılıyor; öte yandan ABD ve AB'nin bölgenin haritasını değiştirme girişimleri göz göre göre yürütülüyor. - Bu yaşamsal sorunlar TBMM'de tartışılmıyor, geçiştiriliyor, üstü örtülüyor. Çünkü onun dokusu buna izin vermiyor. - Güneydoğu'da olanların gerisinde ABD ve ona yaslanan bölgesel güçler var. Hükümet bunu görüyor ama ses çıkarmıyor. Çünkü ABD'nin desteği kendisi için önemli. Önce bataklığı kurutmak gerek. Lozan'ı ortadan kaldırmak isteyen iç ve dış çevreler işbirliği yapıyorsa Türkiye parça parça ayrılır. Meclis'teki 550 insan bunu göremiyor mu? Parça parça pazarlama... -Türkiye'nin altı içerden ve dışardan oyulurken ''ekonominin notunu yükseltiyorlar'' tartışması yapılıyor. Türkiye dağıtılırken notu yükseltiliyormuş!.. Galiba parça parça pazarlanınca satış işi kolaylaşıyor. Öyle ya.. ''Annan Planı'na evet oyları ile'' Kıbrıs satılırken İstanbul Borsası tavan yapmadı mı? Perakende satışların toplam değeri, toptan fiyatlarla satışın daima üzerindedir. Türkiye'yi pazarlayanlar bu kuralı iyi uyguluyorlar:
Ülkeyi parça parça pazarlıyorlar. Mallara boykot yapalım...
Geçenlerde Trabzon'da konferans verdim. Tıklım tıklım salondan haykıran insanlar
'Ne yapalım hocam diye yakınıyorlardı. Herkesin yapacağı bir şeyler vardır. Önerim şu oldu: Trabzon'da kaç sivil toplum örgütü var? 35, 40 kadar mı? Aklı başında olan 20\'si otursunlar, ortak bir protokol imzalasınlar.
Biz aşağıda imzaları bulunan örgütler şu kararı aldık: Bundan böyle hangi ülke Ermeni soykırım kararı çıkartırsa, tüm yurtta o ülkenin mallarını boykot edeceğiz. Yayın bütün bunları Türkiye'ye, ilan edin gazetelerde. Bizim toprağımızı almak isteyenleri biz de biraz ısıralım, incitelim, canlarını yakalım. Onların bize yapmak istedikleri zararın yüzde birini biz onlara yapalım. Göreceksiniz, hemen sus pus olacaklardır. Sömürgecilerin anladığı dil budur. Aldıkları eski kararları bile değiştirmeye başlarlar. Aklı başında tüm sivil toplum örgütlerine buradan sesleniyorum: Hodri meydan.. diyelim, başka yolu yok... Meclis'tekilere de örnek olur, öncülük yaparsınız. Türkiye parçalanıyorsa, belki parçalanmayı durdurmak için toplu halde istifayı bile düşünmeye başlarlar. Öyle ya; eğer ülke parçalanıyorsa, orada oturup sonuç getirmeyen muhalefet çabalarının anlamsızlığını görürler. Eğer bunu yapamıyorlarsa, ülkenin kötü gidişinden onların da şikâyet etmedikleri anlaşılır. Ama siz bir öncülük yapın bakalım, önce bir yumruğunuzu gösterin!..
Ve küçük bir not: 17 Kasım günü Samsun'da Putin in ağzından çıkan şu sözler karşısında irkildim: 19 Mayıs 1919'da Atatürk 'ün önderlik ettiği bağımsızlık ve kurtuluş hareketi bu kentte başlamıştı. O yıllarda da Türkiye ile yakın işbirliği içindeydik ... Tabii ki sömürgecilere karşı... Ben bu sözleri öncelikle Türkiye Cumhuriyeti' nin başbakanından duymak isterdim... Ertesi günü 7-8 gazeteye göz attım; bu sözlere sadece Cumhuriyet'te, ve Yeni Çağ'da rastlayabildim, ne yazık, ne acı...
Bu olay bile Türkiye'nin nereye sürüklenmekte olduğunun, tek başına göstergesidir... Ve halkın neden Şu Çılgın Türkler kitabına dört elle sarıldığının da yanıtını alıyoruz. Karartmaya karşı bir başkaldırı bu... Başka nasıl açıklanabilir?..
Erol MANİSALI:
Friday, July 07, 2006
Nedense artık yazamıyorum.
MErhabalar
Nedense artık buraya yazı yazamıyorum. Belkı dıyetten uzak gunler yasadıgım ıcın. Dıyet
yapmıyorum ama kılo verıyorum. Bunuda sanırım yaptıgım yuruyusler saglıyor.
Yıllardır yurumedıgım kadar yuruyorum hemde. Bır sure daha blogumdan uzak kalacagım.
Merak eden dostlara duyrulur.
Sevgılerımı yolluyorum.
Veda
Nedense artık buraya yazı yazamıyorum. Belkı dıyetten uzak gunler yasadıgım ıcın. Dıyet
yapmıyorum ama kılo verıyorum. Bunuda sanırım yaptıgım yuruyusler saglıyor.
Yıllardır yurumedıgım kadar yuruyorum hemde. Bır sure daha blogumdan uzak kalacagım.
Merak eden dostlara duyrulur.
Sevgılerımı yolluyorum.
Veda
Sunday, June 11, 2006
ESKİ EŞİNİ GETİR YENİSİNİ GÖTÜR ÇILGINLIĞI...
Nette gezinirken gordugum web sayfasinda okuduklarim cok ilginc geldi,
siz dostlarimla paylasmak istedim :)))
ESKİ EŞİNİ GETİR YENİSİNİ GÖTÜR ÇILGINLIĞI...
İşte pek çok insanın hayallerini süsleyecek bir site: Tıpkı buzdolabı, halı kampanyalarındaki gibi ’eski eşini getir, yenisini götür’ sloganıyla çalışıyor www.yenibires.net sitesinde boşanmış, dersini almamış ve yeniden evlenmek isteyenler buluşuyor. Social Club adlı internet organizasyonu, boşanmış ve tekrar evlenmek isteyen insanları bir araya getirmek için yeni bir site kurdu. Üyelik sistemiyle çalışan yenibires.net sitesi, Social Club"ın bundan önceki organizasyonu single turizmi gibi adından çok söz ettireceğe benziyor. Çünkü yenibires.net"in diğer çöpçatan sitelerinden önemli bir promosyon farkı var: Eski eşini getirene, ilk ay üyelik bedava. Bu yüzden de kendilerine okuyanı gülümseten bir slogan seçmişler: Eski eşini getir, yenisini götür.Siteye bekár ya da boşanmış kişiler üye oluyor. İçeride fotoğraflarıyla ve özellikleriyle kendilerini tanıtıyorlar. Site üzerinden birbirleriyle tanışan insanlar, düzenlenen yemek, brunch, gezi gibi etkinliklerde bir araya gelip tanışıyorlar.
ŞİRKET PRENSİPLERİ
Bu site ayrılmış kişilerin (derslerini almadılarsa) yeni bir evlilik yapmasını amaçlamaktadır.
Hiç evlenmemiş kişilerin birbiriyle evlenmesi yasaktır!
Bu sitede boşanmış iki kişi ya da bir boşanmış kişi ile hiç evlenmemiş bir kişi tanışıp evlenebilir.
Olası nişan ve evlilik masrafları, üyelik bedeline dahil değildir.
Üretim yeri ve tarihi için leyleklerden veya ailelerden bilgi alabilirsiniz.
Üyelerimizin garantisi bulunmamaktadır.
Garanti belgelerini eski eşlerinden isteyebilirsiniz.Kesinlikle iade alınmamaktadır.( bu cumleye cok guldum hahahh )
kaynak.F5haber.com
siz dostlarimla paylasmak istedim :)))
ESKİ EŞİNİ GETİR YENİSİNİ GÖTÜR ÇILGINLIĞI...
İşte pek çok insanın hayallerini süsleyecek bir site: Tıpkı buzdolabı, halı kampanyalarındaki gibi ’eski eşini getir, yenisini götür’ sloganıyla çalışıyor www.yenibires.net sitesinde boşanmış, dersini almamış ve yeniden evlenmek isteyenler buluşuyor. Social Club adlı internet organizasyonu, boşanmış ve tekrar evlenmek isteyen insanları bir araya getirmek için yeni bir site kurdu. Üyelik sistemiyle çalışan yenibires.net sitesi, Social Club"ın bundan önceki organizasyonu single turizmi gibi adından çok söz ettireceğe benziyor. Çünkü yenibires.net"in diğer çöpçatan sitelerinden önemli bir promosyon farkı var: Eski eşini getirene, ilk ay üyelik bedava. Bu yüzden de kendilerine okuyanı gülümseten bir slogan seçmişler: Eski eşini getir, yenisini götür.Siteye bekár ya da boşanmış kişiler üye oluyor. İçeride fotoğraflarıyla ve özellikleriyle kendilerini tanıtıyorlar. Site üzerinden birbirleriyle tanışan insanlar, düzenlenen yemek, brunch, gezi gibi etkinliklerde bir araya gelip tanışıyorlar.
ŞİRKET PRENSİPLERİ
Bu site ayrılmış kişilerin (derslerini almadılarsa) yeni bir evlilik yapmasını amaçlamaktadır.
Hiç evlenmemiş kişilerin birbiriyle evlenmesi yasaktır!
Bu sitede boşanmış iki kişi ya da bir boşanmış kişi ile hiç evlenmemiş bir kişi tanışıp evlenebilir.
Olası nişan ve evlilik masrafları, üyelik bedeline dahil değildir.
Üretim yeri ve tarihi için leyleklerden veya ailelerden bilgi alabilirsiniz.
Üyelerimizin garantisi bulunmamaktadır.
Garanti belgelerini eski eşlerinden isteyebilirsiniz.Kesinlikle iade alınmamaktadır.( bu cumleye cok guldum hahahh )
kaynak.F5haber.com
Monday, June 05, 2006
06.06.06
Bu haber ilgimi cekti sizlerle paylasmak istedim...
İngiltere’de 6 Haziran’da bebeğini dünyaya getirmesi beklenen bir anne adayı, 6 haziran 2006 (06.06.06) tarihinden korktuğu için doğumunu daha önce yapmak için hastane yönetimine talepte bulundu.
İngiliz basınında çıkan haberlere göre, sinema tarihinin en iyi ve etkileyici korku filmlerinden “The Omen”ın (Kehanet) bir tutkunu olan 30 yaşındaki Melissa Parker, 6 Haziran’da bebeğini dünyaya getirmekten büyük korku duyduğunu belirtiyor. “Bu tarihte doğum yapmaktan, doğum kötü geçecek veya çocuk kötü birisi olacak diye çok korkuyorum” diyen Parker, “Daha da kötüsü bebeğimin kendisi şeytan veya deccal olabilir” diye konuştu. Hastane yetkilileri ise Parker’ın talebinin doğumun bu tarihte yüzde 100 olmayacağı gerekçesiyle şimdilik reddedildiğini belirttiler. İncil’de Şeytan’ı simgeleyen 666 sayısı ve çeşitli kültürlerin bu tarihte Deccal’in Dünya’ya ineceği inancından ötürü o gün lanetli olarak kabul ediliyor. Bebeklerini 6 Haziran’da doğurmak istemeyen anne adayları, sezaryen için sıraya girerken, Amerikan 20th Century Fox şirketi bu tarihte 70’lerin korku filmi The Omen’ın yeni versiyonunu gösterime sokacak.Filmin Türkiye gösterimi için gönderilen 66 kopyasının geçen hafta Atatürk Havalimanı’nın kargo bölümünde meydana gelen büyük yangında yok olduğu belirtilmişti.
Kaynak: http://www.msnbcntv.com.tr/news/375079.asp
İngiltere’de 6 Haziran’da bebeğini dünyaya getirmesi beklenen bir anne adayı, 6 haziran 2006 (06.06.06) tarihinden korktuğu için doğumunu daha önce yapmak için hastane yönetimine talepte bulundu.
İngiliz basınında çıkan haberlere göre, sinema tarihinin en iyi ve etkileyici korku filmlerinden “The Omen”ın (Kehanet) bir tutkunu olan 30 yaşındaki Melissa Parker, 6 Haziran’da bebeğini dünyaya getirmekten büyük korku duyduğunu belirtiyor. “Bu tarihte doğum yapmaktan, doğum kötü geçecek veya çocuk kötü birisi olacak diye çok korkuyorum” diyen Parker, “Daha da kötüsü bebeğimin kendisi şeytan veya deccal olabilir” diye konuştu. Hastane yetkilileri ise Parker’ın talebinin doğumun bu tarihte yüzde 100 olmayacağı gerekçesiyle şimdilik reddedildiğini belirttiler. İncil’de Şeytan’ı simgeleyen 666 sayısı ve çeşitli kültürlerin bu tarihte Deccal’in Dünya’ya ineceği inancından ötürü o gün lanetli olarak kabul ediliyor. Bebeklerini 6 Haziran’da doğurmak istemeyen anne adayları, sezaryen için sıraya girerken, Amerikan 20th Century Fox şirketi bu tarihte 70’lerin korku filmi The Omen’ın yeni versiyonunu gösterime sokacak.Filmin Türkiye gösterimi için gönderilen 66 kopyasının geçen hafta Atatürk Havalimanı’nın kargo bölümünde meydana gelen büyük yangında yok olduğu belirtilmişti.
Kaynak: http://www.msnbcntv.com.tr/news/375079.asp
Monday, May 29, 2006
Yogurt ve Faydalari
MerhabaHerkes biliyor gerci yogurdun faydalarini ama ben yeniden hatirlatmak istedim.
Beni goren ve taniyanlar cildimin duzgunlugunden bahsederler, tesekkur ederim.
Bunu yogurda borcluyum ben, rahmetli anneannemden ogrendim, hergun yatmadan
bir kase yogurt yiyip yatarim. Bu benim rahat uyumami da sagliyor.
Yogurt vucudumuz icin cok gerekli. Daha once sut icin ve icirin diye yazmistim.
Simdi de yogurt yiyin, yedirin diyorum. Yogurdumu herzaman kendim mayaliyorum.
Dun yine mayaladim, resimledim, sizlerle paylasmak istedim.
Faydalarini siralamak istersek kisaca:
Yoğurt, sabahtan akşama kadar günün her saatinde yenebilecek harika bir gıdadır.Yoğurt daima suyuyla birlikte yenmelidir.Süzme yoğurtta "B" vitamini kalmaz.Çünkü,vitaminler hep yoğurdun suyundadır. Şeker hastaları için yararlı bir besindir. Şeker hastalarına verilecek yoğurt, ekşimiş olmamalı ve kaymağı alınmış olmalıdır. Sabahleyin kahvaltıdan sonra yenen yoğurt,sindirimi kolaylaştırıp ,bağırsakların çalışmasına yardım eder.Her yaşta hemen hemen herkes için uygundur.Ancak,midesi çok duyarlı olanlara,onikiparmak bağırsağı ülseri olanlara dokunur.Yoğurt, hastalar ve zayıf bünyeler için sütten daha besleyici sindirimi kolay bir gıdadır.Aynı zamanda bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların(Amiplerin) çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olan bir besindir.Bu sebepten tifo ve ishal zamanlarında yoğurt âdeta bir ilaç gibi tavsiye edilmektedir.
Tüberkülozlu hastalar üzerinde de antibiyotik etki gösterir. Yoğurt aynı zamanda bulaşıcı hastalıkların tedavisinde de oldukça öneme sahiptir.Çocukların bulaşıcı karaciğer iltihâbı (hepatit) hastalıklarının dietik tedavilerinde kullanılır. Ayrıca,yüze ve boyna sürülürse cildi canlandırır.Yirmi dakika kalsın cildinizde, sonra da gülsuyuyla siliverin.Rahat bir uyku için de yoğurt yiyebilirsiniz.
Yaz geldi, yogurt yiyemiyorsaniz bol bol ayran icin :))
Saglicakla kalin.
Veda
Monday, May 22, 2006
Ne Mutlu TURKUM Diyene!!!!
Sevgili Biyonik'in cagrisina katilarak bende Turkiye Cumhuriyeti ve Laiklik konusunda paylasimda bulunmak istedim. Ataturk'un en buyuk eseri Turkiye Cumhuriyeti. Bu yeni ve cagdas devleti kuran buyuk onder, Turk vataninin ve devletinin bagimsizligina, Turk ulusunun ozgurlugune dayali bu genc devletin kurulmasi savasimlarini verdikten sonra, "ilelebed payidar olacagini", sonsuza dek yasayacagina inandigi cumhuriyeti gelecegin genc kusaklarina emanet etmistir.
Cumhuriyet adini verdigi yeni devletin cagdas demokratik yonetim temeline oturan toplum yapisini da cagdas dunya gorusune gore olusturmustur. Bu yapiyi olusturan cagdas dunya gorusu olan Turk devriminin korunmasi da bu kusaklarin gorevidir.
Ataturk'un "Turk Devrimi" dedigi toplumsal degisme ve olusmanin degismez ilkeleri, onun olumunden sonra "Ataturk Ilkeleri" deyimiyle yeni Turkiye'nin yasama felsefesinin ana kaynagi olmustur.
Ataturk ilkeleri, Turk devriminin dayandigi temel dusunce ve inanclarin ozudur. Devrimler, yeni Turkiye'nin ruhu, ilkeler de bu ruhu yasatan gucun kaynagidir. Turk ulusunun cagdaslasmasinin durmadan gelisip surecegi inancini ozetleyen Ataturk Ilkeleri, sonsuzluga akip giden ulus varliginin sonsuz dinamizmidir.
Laiklik , genis anlamiyla cagdaslasmanin dogal bir sonucudur. Din, bireylerin diledigi inanci tasimasidir. Nasil bireyleri belli bir inanca zorlamak insan haklarina aykiri ise, devleti de belli bir inancin buyrugu altina sokmak cagdas devlet anlayisina aykiridir.
Devlet yonetiminin dinsel kural ve kurumlardan ayrilmasi, cagdas Turk toplumunun yuzyillardir bekledigi bir devrim atilimidir. Yalnizca, basimevinin ulkeye girmesine engel olup uc yuz yil geciktiren dinsel otoritenin, Turk ulusunun cagdisi kalisindaki olumsuz etkisi bile, din ile devlet islerinin ayrilmasi icin yeter ve gerek bir kosuldur.
Ataturk ilkelerimden, Laiklikten asla vazgecmeyecegime and icerim.
Ne Mutlu TURKUM diyene...
Veda.
Sunday, May 21, 2006
Yeniden sizlerleyim :)))
MerhabalarHepinizi cok ozledim, nisan 2 de kisa bir ara diye yazmistim sizlere, yaklasik 50 gun
olmus farkinda olmadan, ama inanin oyle bir yogundum ki, hep aklimdasiniz
ama bloguma oturup birseyler yazamadim.
Nisanin 5 inde resimde gordugunuz ucak bizi canim ulkeme getirdi. Ucagin penceresinden
yakaladim bu goruntuyu, bugun bloguma koymak istedim. Beni sevenlerime kavusturdu.
Gelince bir rahatsizlik donemi gecirdim, ameliyat oncesi ve sonrasi derken iyilesir
iyilesmez kendimi Izmir'e attim. Ailemle ozlem giderdim. Orada nete girme sansim olmadi.
Netcafeler duman icinde, bana uygun mekanlar degil ne yazik ki.
3 haftalik Izmir tatilimden sonra su an evimizdeyiz, Turkiye'de olmak ne guzel bir duygu
benim icin.
Her animdan keyf almaya calisiyorum. Bu arada biraz kiloda verdim, heryere yuruyerek
gitmenin mutlulugunu yasiyorum, zaten bu trafikde sanirim bir sure daha araba kullanamam :))
Araba kullananlarin gozu kara burada...
Ben yokken yorum birakip merak eden dostlara cok tesekkur ediyorum, hepinizi cok ama cok
ozledim.
Yeniden sizlerle olacagim, bundan emin olabilirsiniz.
Kucakliyorum hepinizi yeniden.
Sevgilerimle.
Veda
Sunday, April 02, 2006
KISA BIR ARA
Merhabalar
Su an asiri bir yogunluk icindeyim, kisa bir ara verecegim,
blogumla ilgilenemiyorum bu ara.
Sizleri seviyorum, kisa bir sure sonra yeniden burada
olacagim.
Hoscakalin.
Su an asiri bir yogunluk icindeyim, kisa bir ara verecegim,
blogumla ilgilenemiyorum bu ara.
Sizleri seviyorum, kisa bir sure sonra yeniden burada
olacagim.
Hoscakalin.
Tuesday, March 28, 2006

Stres tipiniz hangisi?
Stres, modern çağın hastalığı. Her zaman, her yerde hayatımızın içinde sağlığımızı tehdit etmeye devam ediyor. Çağın bu hastalığıyla başetmenin yolları ise aslında oldukça basit. Bunun için öncelikle stresin belirtilerini tanımanız gerekiyor. Aşağıda sizi en iyi ifade eden cümleyi işaretleyin, stres tipinizi ve çözüm yollarını öğrenin.
(1) Her zaman büyük hedefleriniz mi var?
(2) Her zaman, olabileceklerin en kötüsünü mü düşünüyorsunuz?
(3) İşlerinizi daima son dakikaya mı bırakıyorsunuz?
(4) Yardım isteğini hiçbir zaman geri çeviremiyor musunuz?
(5) Ani tepkiler mi veriyorsunuz?
(6) Kendinize hiçbir konuda güvenemiyor musunuz?
****************************************
(1 ) Mükemmelliyetçi
Sizin parolanız; 'İyi, hiçbir zaman yeterli değildir!' Siz her alanda yüksek performans sergilemek istiyorsunuz. Tabii bu hırsınız nedeniyle de ister istemez kendinizi baskı altına alıyorsunuz. Bunun altında yatan neden ise çevrenizden sürekli iltifat alma isteğiniz!
Çözüm: Yüzde 100 başarının gerçekten gerekli olup olmadığını kendinize sorun. Ayrıca başarılarınız karşısında kendinizi bir buket çiçek ya da uzun zamandır almak istediğiniz bir kozmetik ürünle ödüllendirin.
Anti - Stres önerisi: Sakinleşmek için Akuspressur'dan yararlanabilirsiniz. 'Olağanüstü sakinlik', dizinizin altında yer alıyor! Stresle başedemediğinizde işaret parmaklarınızla bu noktaya yaklaşık 20 saniye boyunca baskı yapın. Akupressur, sizi sakinleştirecek!
(2) Kötümserler
Siz bardağın yarısını dolu değil, boş görüyorsunuz. Dolayısıyla küçük problemleri gözünüzde büyütüyor, adeta bir felaket olarak algılıyorsunuz. Bunun nedeni, sürekli pesimist bakış açınız nedeniyle kötülükleri kendinizden uzaklaştırma isteğiniz.
Çözüm: Problemlerin kabusa dönüşmesinin, gözardı edilebilecek kadar çok düşük bir ihtimal olduğunu sık sık kendinize tekrarlayın. Ve olabilecek sorunlara değil, gerçekleşmiş olanlara odaklanın.
Anti - Stres önerisi: Hayatı o kadar da ciddiye almayın, Örneğin; neşeli bir film sakinleşmenize yardımcı olabilir. Stresten kurtulmanız için size ayrıca küçük bir meditasyon önerimiz var. Bunun için rahat bir yere oturduktan sonra düzenli olarak derin derin nefes alın ve verin. Bu sırada istediğiniz bir sayıya ya da kelimeye konsantre olun.
(3) Kararsızlar
'En iyi performansı, baskı altında çalışırken sağlıyorum' Yapılması gereken işleri son ana bırakmak için kendinize hep bu bahaneyi yaratıyorsunuz, değil mi? Aynı şey, herhangi bir konuda karar vermeniz gerektiği durumlar için de geçerli tabii. Çünkü bir şeyleri yanlış ya da hatalı yapmaktan çok korkuyorsunuz.
Çözüm: İşlerinizi, basit görünecek şekilde bölümlere ayırın. Eğer projeyi bütün olarak incelerseniz paniğe kapılabilirsiniz. Ayrıca hızlı karar vermeyi ve hatalarınız karşısında durabilmeyi de bir an önce öğrenmenizde yarar var.
Anti - Stres önerisi: Enerjinizi hedef noktasına yönlendirebilmeniz için 'Canlandırma' yönteminden yararlanın. Örneğin; işlerinizi bitirdiğinizde kendinizi ne kadar iyi hissedeceğinizi zihninizde canlandırın. Özgüveninizi kazanmanız için de size mini bir mantra öneriyoruz: 'Ben bunu kolaylıkla başarabilirim' Bu kelimeyi gün içinde sık sık tekrariadığınızda özgüveninizi kısa sürede kazanacaksınız.
(4) 'Evet' diyenler ( ben bu guruptayim)
Siz, adeta iyilik meleğisiniz, Çevrenizdekiler S. O, S verdiklerinde hiçbir zaman 'hayır' diyemiyorsunuz. Bunun altında yatan neden ise kendinizi sadece yararlı bir şeyler yaptığınızda önemseneceğinizi düşünüyor olmanız.
Çözüm: Artık önemli olmadığını düşündüğünüz yardım isteklerini reddetmeye başlayın. Ayrıca sadece başkalarına değil, kendinize de zaman ayırın.
Anti - Stres önerisi: Müzik dinleyin, okuyun, yürüyüş yapın veya dans edin. Bu sırada sizi hiç kimsenin rahatsız etmesine izin vermeyip. Günün sadece 1 saatini bile kendinize ayırdığınızda huzuru bulacaksınız.
(5) Öfke mahkumları
Kontrol mekanizmasını kullanmak size göre değil. Sizinle kimse uğraşmasa bile sık sık kendinizle yüzleşme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bunun altında yatan neden ise başarısız olma korkunuz. Dolayısıyla hafif bir güçsüzlük belirtisinde yenilgiye uğrayacağınızı düşünüyorsunuz.
Çözüm: Rahatlayın! Kendinizi daima haklı görme isteğinden vazgeçin artık.
Anti - Stres önerisi: Kendinize stres topu alın. Bu top sayesinde tüm kızgınlığınız kendiliğinden geçecek. Veya sık sık havaya yumruk atmaya ne dersiniz? Bu yumruklar sayesinde öfkenizi boşaltıp, gevşeyeceğinizden hiç kuşkumuz yok!
(6) Dikkatli olanlar
'Bunu nasıl olsa başaramam!' Bu cümle duygularınıza adeta tercüman oluyor, değil mi? Pozitif bir şeyler düşündüğünüzde (çok nadir de olsa!), negatif bir noktasını bulmakta gecikmiyorsunuz. Çünkü kendinizi gereğinden fazla eleştiriyor, planlarınızın boşa çıkacağını düşünüyorsunuz.
Çözüm: Hataların, dünyanın sonu olmadığını farkedin artık. Ayrıca, size yöneltilen iltifatları; 'eğer' veya 'ancak' gibi kelimeler sartetmeden kabul edin.
Anti - Stres önerisi: Gökyüzünü sembolik olarak yakalayın. Bunun için ayakta durun ve sanki gökyüzünü yakalamak istiyormuş gibi ellerinizi başınızın üzerinde uzatın.
yazi: emailime geldi
resim: http://www.stress.utwente.nl
Saturday, March 25, 2006

Gökkuşağı gibi gülümse.
Aşkın bir adı hüzünse, öbür adı mutluluktur.
Yarısı zorluksa, diğer yarısı rahat bir soluktur.
Bir gün yüreğin kanadığında, biri ağlar ise
“O” gerçek dostundur.
Dostlarınla öyle yaşa ki,
düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın.
Düşmanlarınla öyle yaşa ki,
dost olduğunda yüzün kızarmasın.
Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç,
bir tohumla başlar.
En uzun yolculuklar bir adımla başlar.
Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar
Değer verdiğin insan sana değer vermiyorsa,
bırak kendi değeriyle kalsın.
Lüzumsuz şeylerin peşinden koşan, lüzumlu şeyleri kaçırır.
Gülü öyle bir sevmelisin ki,
soranlara “dikeni yok” diyebilmelisin.
Dal rüzgârı affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere.
İnsanları çılgına çeviren şey; bugünün deneyimi değil,
dün olan bir şey için pişmanlık duymak
ve yarının getireceklerinden korku duymaktır.
Geldiğin zaman boşlukları dolduran değil,
gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.
Dostlar ırmak gibidir. Kimi zaman suyu az, kimileyin çok…
Kiminde ellerin ıslanır yalnızca,
kiminde ruhun yıkanır boydan boya.
Hayatın en güzel anı her şeyden vazgeçtiğiniz zaman,
sizi hayata bağlayan biri olduğunu düşündüğünüz andır.
Karamsar olmak zor değil,
zor olan çılgın bir fırtınadan sonra,
gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir.
Aşkın bir adı hüzünse, öbür adı mutluluktur.
Yarısı zorluksa, diğer yarısı rahat bir soluktur.
Bir gün yüreğin kanadığında, biri ağlar ise
“O” gerçek dostundur.
Dostlarınla öyle yaşa ki,
düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın.
Düşmanlarınla öyle yaşa ki,
dost olduğunda yüzün kızarmasın.
Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç,
bir tohumla başlar.
En uzun yolculuklar bir adımla başlar.
Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar
Değer verdiğin insan sana değer vermiyorsa,
bırak kendi değeriyle kalsın.
Lüzumsuz şeylerin peşinden koşan, lüzumlu şeyleri kaçırır.
Gülü öyle bir sevmelisin ki,
soranlara “dikeni yok” diyebilmelisin.
Dal rüzgârı affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere.
İnsanları çılgına çeviren şey; bugünün deneyimi değil,
dün olan bir şey için pişmanlık duymak
ve yarının getireceklerinden korku duymaktır.
Geldiğin zaman boşlukları dolduran değil,
gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.
Dostlar ırmak gibidir. Kimi zaman suyu az, kimileyin çok…
Kiminde ellerin ıslanır yalnızca,
kiminde ruhun yıkanır boydan boya.
Hayatın en güzel anı her şeyden vazgeçtiğiniz zaman,
sizi hayata bağlayan biri olduğunu düşündüğünüz andır.
Karamsar olmak zor değil,
zor olan çılgın bir fırtınadan sonra,
gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir.
resim : Mehmet Hamurkaroglu.
yazi: emailimden sahibini bilmiyorum.
Thursday, March 23, 2006
Wednesday, March 22, 2006
Gormeyenler icin sen de bir kitap oku!!!

Merhaba
Bugun sizlerle paylasmak istedigim
bir konu var, bu konuyu Yemekbiz
blogunda da gundeme getirdim.
Görmeyenler için sen de bir kitap oku!
Bu konuda hareketi baslatan sevgili
Binnur, bu konu ile bir blog hazirlamis,
bende buradan duyurmak istedim.
Blogun ismi Onlara Kitap Oku.
Evet detayli tum bilgiler bu blogda mevcut,
daha fazla bilgi icin Ekmek Kokusu blogunu
ziyaret edebilirsiniz.Boyle bir girisim icin blog dostumuzu
kutluyorum.Diger blog dostlarininda bu harekete yardimci
olmalarini diliyorum.
Monday, March 20, 2006
Uzgunum

Evet, uzgunum.
Cunku 89 kg ya dusmeyi beklerken 91.5 kg ya ciktim.
Kabahatli benim, yuruyuslerim aksadi. Turkiye'den
misafirim var, degisik lezzetler yapinca tatmadan yemeden
olmuyor, bu ara surekli tatlimsi seyler arayisindayim.
Kendimi tutmasam dunyayi yiyecegim sanki, bir an
o duruma geliyorum. Hemen suya sariliyorum o an.
Ama bu aksam dondurmali irmik tatlisini yedikten sonra
aa ben ne yedim yahu dedigimi kendi kulagim bile duydu.
Baharda beni bunaltiyor sanirim, yurumeye baslasam,
oyle guzel olacak ki...
Sizleri seviyorum,. Obezanne 85 kg bana hayal gorunuyor
su an. Ama seni tum gucumle destekleyecegim arkadasim.
Sevgilerimle.
Friday, March 17, 2006
@@ ISTE BU HAFTANIN YILDIZI@@
Merhaba
Tum diyet kardesleri bu hafta yogun bir hafta icinde idi.
Herkes baharinda verdigi bir cosku ile yediklerine
dikkat etmeye basladi, ama kimilerimiz cok cok iyi
durumda bu hafta. Adaylarimiz icinde bu hafta one
cikan diyet kardesimiz sevgili Caloricolic oldu.

buyuk bir azimle devam etti ve eminim ki bundan sonrasida
gelecek, tebrik ediyoruz seni sevgili Caloricolic.
Diger diyet kardeslerim hadi haftaya bir gayret bende dahil.
Hala 89 a dusemedim, ben 90 da tikandim kaldim. Yeniden
hizlandirmaliyim bu isi, misafir olunca evde zor oluyor.
Kilo almamaya ozen gosteriyorum vermeye degil :)))
Onumuzdeki hafta icin ev sahipligini sevgili Aysel' e devrediyorum.
Hepinizi cok seviyorum. Iyi bir hafta sonu gecirmenizi diliyorum.
Tum diyet kardesleri bu hafta yogun bir hafta icinde idi.
Herkes baharinda verdigi bir cosku ile yediklerine
dikkat etmeye basladi, ama kimilerimiz cok cok iyi
durumda bu hafta. Adaylarimiz icinde bu hafta one
cikan diyet kardesimiz sevgili Caloricolic oldu.

buyuk bir azimle devam etti ve eminim ki bundan sonrasida
gelecek, tebrik ediyoruz seni sevgili Caloricolic.
Diger diyet kardeslerim hadi haftaya bir gayret bende dahil.
Hala 89 a dusemedim, ben 90 da tikandim kaldim. Yeniden
hizlandirmaliyim bu isi, misafir olunca evde zor oluyor.
Kilo almamaya ozen gosteriyorum vermeye degil :)))
Onumuzdeki hafta icin ev sahipligini sevgili Aysel' e devrediyorum.
Hepinizi cok seviyorum. Iyi bir hafta sonu gecirmenizi diliyorum.
Tuesday, March 14, 2006
Bir Bahar Aksami
Merhaba
Bugun aksam eve geldigimde henuz hava kararmamisti.
Bahceyi sularken bir ugur bocegi kondu koluma.
Cocuklugum aklima geldi birden,
Ugur bocegi bize kondugunda bir dilek tutardik,
kisa sure icinde ugur bocegi havalanirsa
kondugu yerden dilegimiz olacak diye
sevinirdik.
Hatta benim cocuklugumda bir banka
ugur bocegi seklinde kumbara vermisti,
sanirim annem hala sakliyordur onu:))
Bende cocuklugumda yaptigim gibi
bu aksam bir dilek tuttum,
bir sure bekledim.
Ugur bocegim uctu.
Icimde bir huzur, mutluluk birakarak.
Ugur bocegimin ardindan da
bu sarkiyi soyledim.
Bir Bahar Aksami
Bir bahar aksami rastladim size
Sevinçli bir telas içindeydiniz
Derinden bakinca gözlerinize
Neden Basinizi öne egdiniz?
Içimden uyanan eski bir arzu
Dedi ki yillardir aradigin iste bu
Simdi soruyorum büküp boynumu
Daha önceleri neredeydiniz?
Yahya Kemal Beyatli
Bir bahar aksami rastladim size
Sevinçli bir telas içindeydiniz
Derinden bakinca gözlerinize
Neden Basinizi öne egdiniz?
Içimden uyanan eski bir arzu
Dedi ki yillardir aradigin iste bu
Simdi soruyorum büküp boynumu
Daha önceleri neredeydiniz?
Yahya Kemal Beyatli
resim: Mehmet Hamurkaroglu'na ait.
Sunday, March 12, 2006
@@Haftanin Parlayan Yildizi@@
Bu haftanın parlayan yıldızını seçmek için ev sahipliği bana düştü.
Gelelim kurallara Nilay'ın yazdığı şekilde aynen yayınlıyorum...
1. Bu tatlı, çekişmeli bir YARIŞMADIR.
2. Haftalık düzenlenecektir.
3. Amaç, aramızda zevkli bir rekabet ortamı yaratmaktır.
4. Haftanın parlayan yıldızı seçilen arkadaşımız 3 hafta boyunca
tekrar seçilemeyecek ama oyunu kullanabilecek.
5. En azimli, diyetinde en ısrarlı, egzersizinde devamlı ve
o HAFTA kilo kontrolünde en başarılı olan arkadaşımız
hepimizin oylarıyla seçilip haftanın parlayan yıldızı olacak.
6. En çok oy toplayan haftanın parlayan yıldızı olacak.
7. Oylamalar, yorumlarla yapılacak. Etkinliğin ev sahibi,
PAZARTESİ günleri HAFTANIN PARLAYAN YILDIZI adı
altında bir post yayınlayacak. Ve oylamalar sadece bu posta
bırakılan yorumlardan oluşacak.
8. Parlayan yıldız olmak isteyen arkadaşlarımız, cuma ya
da cumartesi günleri ve persembe günü olmak üzere iki
ayrı post ta kilosunu gösteren birer resim yayınlayacaklar.
Kendisini göstermek istemeyen, sadece basküldeki rakamı
gösterebilir.
9. Ev sahipliği her cuma ya da cumartesi başkasına devredilecek.
10. Haftanın yıldızı cuma gününden bir dahaki perşembeye kadar,
haftanın parlayan yıldızı ünvanıyla dolaşabilecek.
Yıldız ünvanı her cuma başkasına devredilecek.
Hadi bakalim bol sans...
Bu guzel ciceklerin resmi Mehmet Hamurkaroglu tarafindan
cekilmistir, Ankara Cumhuriyet Lisesi mezunlarindaniz.
Blogumda resimlerinden ornekler verebilecegimi soyleyince
cok sevindim, tekrar tesekkur ederim kendisine.
Mehmet agabeyin resimlerini gormek isterseniz:
www.treklens.com/members/hamurkaroglu/photos/
www.trekearth.com/members/hamurkaroglu/photos/
www.treknature.com/members/hamurkaroglu/photos/
http://community.webshots.com/user/hamurkaroglu
Gelelim kurallara Nilay'ın yazdığı şekilde aynen yayınlıyorum...
1. Bu tatlı, çekişmeli bir YARIŞMADIR.2. Haftalık düzenlenecektir.
3. Amaç, aramızda zevkli bir rekabet ortamı yaratmaktır.
4. Haftanın parlayan yıldızı seçilen arkadaşımız 3 hafta boyunca
tekrar seçilemeyecek ama oyunu kullanabilecek.
5. En azimli, diyetinde en ısrarlı, egzersizinde devamlı ve
o HAFTA kilo kontrolünde en başarılı olan arkadaşımız
hepimizin oylarıyla seçilip haftanın parlayan yıldızı olacak.
6. En çok oy toplayan haftanın parlayan yıldızı olacak.
7. Oylamalar, yorumlarla yapılacak. Etkinliğin ev sahibi,
PAZARTESİ günleri HAFTANIN PARLAYAN YILDIZI adı
altında bir post yayınlayacak. Ve oylamalar sadece bu posta
bırakılan yorumlardan oluşacak.
8. Parlayan yıldız olmak isteyen arkadaşlarımız, cuma ya
da cumartesi günleri ve persembe günü olmak üzere iki
ayrı post ta kilosunu gösteren birer resim yayınlayacaklar.
Kendisini göstermek istemeyen, sadece basküldeki rakamı
gösterebilir.
9. Ev sahipliği her cuma ya da cumartesi başkasına devredilecek.
10. Haftanın yıldızı cuma gününden bir dahaki perşembeye kadar,
haftanın parlayan yıldızı ünvanıyla dolaşabilecek.
Yıldız ünvanı her cuma başkasına devredilecek.
Hadi bakalim bol sans...
Bu guzel ciceklerin resmi Mehmet Hamurkaroglu tarafindan
cekilmistir, Ankara Cumhuriyet Lisesi mezunlarindaniz.
Blogumda resimlerinden ornekler verebilecegimi soyleyince
cok sevindim, tekrar tesekkur ederim kendisine.
Mehmet agabeyin resimlerini gormek isterseniz:
www.treklens.com/members/hamurkaroglu/photos/
www.trekearth.com/members/hamurkaroglu/photos/
www.treknature.com/members/hamurkaroglu/photos/
http://community.webshots.com/user/hamurkaroglu
Thursday, March 09, 2006
Sevgi Tatlisi
Merhaba
Biz diyet yapan dostlar icin kilo aldirmayan bir tatli
tarifini paylasmak istedim bugun.
Sevgi Tatlisi:))
MALZEMESİ
1 adet lekesiz gönül
1 adet açık yürek
500 gr güler yüz
250 gr tatlı dil
100 gr hürmet
1 çorba kaşığı sevgi
1 çay kaşığı hoşgörü
1 su bardagi iyi niyet
1 olcek durustluk
goz karari saygi
HAZIRLANIŞI
Gönülü duygu tasına atıp güler yüz ile karıştır
Yumuşatılmış tatlı dili üzerine ilave ederken,
Sevgi ve saygıyı üzerine ince ince üzerine ekle.
Hürmet, iyi niyet ve hoş görüden meydana gelen
Şurubu buna kat.
Samimiyet ölçüsünde parçalara bölerek
Dürüstçe hayata diz ve yüreğinde pişmesini bekle
Yüreğinde pişirdiğin bu sevgi tatlısını,
Karnın acıkınca değil, RUHUN ACIKINCA YE.
AFİYET OLSUN……...
Wednesday, March 08, 2006
kadinlar gunumuz kutlu olsun
Bu cicekler sizlere kendi bahcemden...Sadece bir gun anilmak istemiyoruz, dunyanin her yerinde caresizlik icinde binlerce kadin var,onlarinda hergunu mutlu, saygin gecsin diye umut ediyorum bende.Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika' edildi.
Bu gün bir Dünya Kadın Günü olmasını sağlayan tarihteki bazı önemli kilometre taşları:
1857 New York: kadınlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül " idi. Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.1909 İlk Kadın Günü 28 Şubat ta kutlandı. Avrupa'daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.1910 Clara Zetkin isimli bir Alman sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonalinde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.1917 Rus kadınlar " ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 mart'ı kabul etti.
Subscribe to:
Comments (Atom)
